| ÖNEMLİ UYARI | |
| Aşağıdaki yazıyı okurken şu gerçeği sakın unutmayın: Hiçbir kelime, hiçbir cümle ve hiçbir söz gerçeği anlatamaz. Çünkü onların böyle bir yeteneği yoktur. Onlar, sâdece bahsettikleri şeyi işaret ederler. Kelimelerin, cümlelerin ve sözlerin işaret ettikleri şeyleri anlamak yalnızca o şeylere tam farkındalık ile tanık olmak ve yaşamakla mümkündür. Bu yüzden burada yazılan hiçbir şey KESİNLİKLE gerçeğin kendisi değildir ve KESİNLİKLE gerçeği anlatamaz. Onlar, gerçeği sâdece işaret eder. Bu nedenle söylenen, yazılan, çizilen hiçbir şeye ve bu yazıda yazılanlara "KESİNLİKLE" inanmayın. Çünkü "İNANÇ, ZİHNİNİZDE OLUŞAN GÖRÜNTÜLERİN GERÇEK OLDUĞU ZANNINA YOL AÇAR. BÖYLECE SİZİ KÖRLEŞTİRİR. GERÇEĞİN DEĞİL, YANLIŞIN PEŞİNDEN GİTMENİZE SEBEP OLUR." |
|
| GÜÇLÜ KİŞİLİK | |
|
Kimi insan, duygusal olarak bağlandığı birinin ölümüyle yıkılır. Kimi çok güvendiği biri tarafından aldatıldığında yıkılır. Kimisi sevgilisi onu terk ettiğinde, kimisi tuttuğu takım yenildiğinde, kimisi ummadığı bir söz kendisine söylendiğinde, kimisi de ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrendiğinde yıkılır. Peki kişinin hiç yıkılmaması mümkün mü? İnsanoğlu, zihinsel sâkinliğinin ve psikolojisinin hiç yıkılmadığı bir kişiliği ortaya çıkarabilir mi? Görünen o ki neredeyse herkes, doğuştan üstün yaratıldıklarına inandıkları dâhi, peygamber, aziz, ermiş gibi kimseler hâricinde böyle bir şeyin mümkün olmadığına inanıyor. Peki bu inanç nereden geliyor? Kişi, doğuştan itibaren yaşadığı toplumdan birçok inanç, değer yargıları, kurallar, iyiler, kötüler ve gelenekleri sorgulamadan alıyor. Ayrıca toplumun da sürekli dayatması ve baskısının etkisiyle kendini bir beden olarak görüyor. Yani kendini yanlış tanımış oluyor. Böylece her insan, içindeki karmaşayı ve onun yansıması olan dışındaki karmaşayı hem üreten hem de sürekli büyüten bir mekanizma hâline geliyor. Yukarıda bahsettiğimiz güçlü kişilik ile ilgili hatalı inancı üreten de bu karmaşadır. Bu yazı Milattan Sonra 2004 yılında yazıldı. Dünyada uygarlıklar boyu karmaşa üreten ve şimdilerde sayısının milyarları bulduğu söylenen insan dediğimiz bu mekanizmaları uyum, güzellik, iç özgürlük ve tam bir özgüvenden oluşan kişiliklere dönüştürecek yaygın bir öğreti bulunmuyor. Peki yaygın olmasa bile böyle bir öğreti var mı? Evet var. O da tam farkındalıktır. Tam farkındalıkta iç ve dıştaki her şey kendimizden ayırmadan tamamen özgür bırakılır. Yâni ne kendimizden ayırıp iteriz, ne ilgimizi veririz, ne de çatışırız. Yapmanız gereken sâdece bu. Bu hâlde dikkat tamamen serbest kalır ve "ben", sâdece tam tarafsız bir tanıktır. Bu özgür dikkat ve tam tarafsız tanıklık hâli, insanoğlunun bilinçaltındaki olumsuz yapıların hızla çözüldüğü, onlardan tamamen kurtulduğu bir hâldir. Bu da kişinin kendine güven, uyum, aşk ve güzellik içinde bir yaşama adım atması demektir. Bunların doğal sonucu olarak da bedensel, zihinsel ve psikolojik gelgitlerin yıkamadığı güçlü bir kişilik ortaya çıkmaya başlar. Bütün bunlar kendiliğinden ve hiçbir çaba harcamadan olur. Çünkü tüm evrenlere görünmez ve mükemmelleştirici bir güç hâkimdir ve o, hiç durmadan işler. Tam farkındalık ile bu mükemmelleştirici gücün içimiz ve dışımızdaki her şeyi ama her şeyi tam bir düzene koymasına izin vermiş oluruz. Bu kadar basit. |