| ÖNEMLİ UYARI | |
| Aşağıdaki yazıyı okurken şu gerçeği sakın unutmayın: Hiçbir kelime, hiçbir cümle ve hiçbir söz gerçeği anlatamaz. Çünkü onların böyle bir yeteneği yoktur. Onlar, sâdece bahsettikleri şeyi işaret ederler. Kelimelerin, cümlelerin ve sözlerin işaret ettikleri şeyleri anlamak yalnızca o şeylere tam farkındalık ile tanık olmak ve yaşamakla mümkündür. Bu yüzden burada yazılan hiçbir şey KESİNLİKLE gerçeğin kendisi değildir ve KESİNLİKLE gerçeği anlatamaz. Onlar, gerçeği sâdece işaret eder. Bu nedenle söylenen, yazılan, çizilen hiçbir şeye ve bu yazıda yazılanlara "KESİNLİKLE" inanmayın. Çünkü "İNANÇ, ZİHNİNİZDE OLUŞAN GÖRÜNTÜLERİN GERÇEK OLDUĞU ZANNINA YOL AÇAR. BÖYLECE SİZİ KÖRLEŞTİRİR. GERÇEĞİN DEĞİL, YANLIŞIN PEŞİNDEN GİTMENİZE SEBEP OLUR." |
|
| KİŞİ, KARMAŞA, SADELEŞME | |
|
Toplum nedir? Bireyler değil mi? Yâni biz değil miyiz? Yaşadığımız anlarda ne kadar dikkatliyiz? Şu anki dikkatimiz neyi ve neleri kapsıyor? Dikkatinizi ben olarak bildiğiniz şeye yöneltin. Bunu yaptığınızda ne görüyorsunuz? Arzular, korkular, tatsızlık, tıkanıklık, çirkinlik, anlamsızlık, güzellik, hoşluk, sevimsizlik, sınırlılık ve diğer pek çok şey. Hangilerini gördünüz? Bir kısmını mı, hepsini mi? Sizin gördüğünüz, "ben" dediğiniz şeydir. Buna aynı zamanda kişilik de diyoruz. Kişiliğinize baktığınızda ondaki karmaşalar ağını görüyor musunuz? Diğer insanlarla, hayvanlarla, bitkilerle, hatta tüm uzayla ilişkiye giren karmaşalar içindeki kişiliğimiz değil mi? Birlikte olduğunuz diğer insanlara bakın. Onlarda ne görüyorsunuz? Karmaşaların hakimiyetindeki başka kişilikler mi? Kişilere hâkim olan karmaşa dünyaya da hâkim değil mi? Güzel bir dünya nasıl gerçekleşebilir? Güzel olanın karmaşa ve çelişkilerden arınmış, basit ve sade olması gerekmez mi? Güzel bir dünya için de karmaşa ve çelişkilerden arınmış, sade kişiliklere ihtiyaç var. İnsanoğlu kendisinin dışındakileri düzeltme çabalarını yüzyıllarca sürdürdü. Çeşitli dinler, ideolojiler, sistemler, kurallar, yasalar, yasaklar, iyiler, kötüler, güzeller, çirkinler, eğriler, doğrular, günahlar, sevaplar koydu. Ve dünya hâlen mutsuz. Dinler, psikoloji, ruhçuluk, felsefe ve benzerlerinin içimizle ilgilendiğini mi düşünüyorsunuz? Amaçları gerçekten içimizi düzeltmek ise, bu konuda başarısız oldukları ortada. Bunlardan hangisi peşinden sürüklediği insanlarda aşk ve mutluluğa götüren köklü bir silkiniş yarattı? Hangisi yapımızdaki karmaşayı çözüp bizi sadeleştirdi? O din, sistem, gelenek ya da bilim dalları kendilerinin tümüyle sorgulanmasını neden istemiyor? Hatta kimileri kendisinin sorgulanmasını neden yasaklıyor? Çünkü yıkılmaktan korkuyorlar. Yasaklar ve olmazlarla kendilerinin varlığını güvence altına almaya çalışıyorlar. Sorgulandığında yıkılıp dağılan bir şey aşkı ve mutluluğu sağlayamaz. Çünkü aşk ve mutluluk, var olan her şeyden, akla gelebilecek her şeyden tümüyle bağımsızdır. |